Genetik aktarım, Hormonal değişiklikler, Obezite, Gebelik ve Ayakta hareketsiz kalmanın getirdiği faktörlere bağlı olarak morfolojik, fizyopatolojik ve histopatolojik karekteristik özelikleri olan uzamış, genişlemiş ve kıvrımlı hale gelmiş görünümlü damarlar olarak tarif edilir.
Ciltte görünen örümcek damarlar boyutları yaklaşık olarak 0,1-1.0 mm dir. Lazer ile 10 kez büyük olarak gösterilen bu yapıların üzerine yapılan atımlar ile adeta silinir şekilde ortadan kaldırılabiliyor. Silgi lazerin tabii en önemli özelliklerinden bir tanesi ciltte herhangi bir şekilde yanık meydana getirmeden bu işlemi yapıyor ve dolayısıyla vücudun en hassas olan yerlerine yani yüz vs. olan bölgelere de bu tedavi uygulanabiliyor olmasıdır.
Toplar damar problemlerini genel olarak İki başlık altında (Venöz Hipertansiyon ve Venöz Malformasyon) incelerken, her bir hastanın kendine özgü klinik, etiyolojik, anatomik, histopatolojik ve fizyopatolojik farklılıklarının olduğu dikkate alınmalıdır. Varis aslında hastalık değil; toplar damarların uzaması, genişlemesi ve kıvrımlı hale gelmiş halidir. Toplar damarların genişlemesi, içerisindeki kapakların kapanamaması, toplar damar içinde basıncın yükselmesi bir kısır döngü oluşturarak varis gelişmektedir. Netice olarak, pek çok yerde altta yatan nedenler dikkate alınmaksızın sadece görünür problemlere yönelik tedavilerin yapıldığını görmekteyiz.
Venöz sistem muayenesinde; vasküler döppler ile ayrıntılı damar incelemesi ve haritalandırılması, fonksiyonel testlerin yapılması, ultrasonografiyle damar içi dışı ve çevresel doku yapısının değerlendirilmesi akabinde kan pıhtılaşma özellikleri ve genel kan incelemelerinin yapılması gerekmektedir. Tanı tek olsa bile tedavi seçeneklerinin kombinasyonu her hasta için farklı olacaktır.
Bu itibarla varis tedavisi, temel hastalık kaynağı ele alınmadan çözümle neticelendirilemez, aksine nüks varis başta olmak üzere aşağıdaki fotoğraflarda görüldüğü gibi, tedavi öncesinden daha kötü tablolarla karşılaşılmasına neden olur. Yıllardır bilinçsiz ellerde tedavi edilen damar hastalıklarının komplikasyonlarını ve nüks varislerini tedavi eden bir hekim olarak tedavinizi uzmanlaşmış ellere teslim etmenizi öneririm.
Sağlık ve sevgi ile kalınız. Prof. Dr. Ferşat Kolbakır
Sağlıklı bireyler olarak toplar damarlarımız çoğu kez dikkatimizi vermediğimiz damar yapıları olmakla birlikte hayatımız kaybettirecek kadar ciddi riskler barındırmaktadır. Bacak toplardamarları seviyesinde sıklıkla görülen hastalanma iki türlü olmaktadır. Bunlar toplardamarlarda oluşan pıhtılar ve toplardamarlarının yapısal şekil bozukluklarıdır. Diğer bir deyişle Venöz Tromboz ve Venöz yetmezlik olarak tanımlayabiliriz. Venöz tromboz damar içinde kanın hareketsiz kalması, damar cidar bozukluğunun olması ve kanın pıhtılaşma hızındaki artış ile gelişen pıhtı olup bulunduğu yerden ayrılması halinde gideceği hayati organımız Akciğerlerimizdir. Akciğer damarlarının tıkanması halinde kanın akciğere ulaşması engellenir, vücut oksijen seviyesinde düşme olur, akabinde sağ kalp yetmezliği, alkaloz ve hipoksi nedeniyle hayatımızı kaybetme durumu ile karşı karşıya geliriz.
VARİSLER VENÖZ TROMBOZA NEDEN OLMAKTA MIDIR?
Varisleri toplar damarlarımızdaki şekil değişiklikleri olarak biliriz, ancak ağrı sızı yapmadığı için yanlış bir değerlendirme olarak normal kabul ederiz. Aslında hasta olan bir toplardamarın varlığı en yakınındaki diğer sağlam damarların bozulması için en büyük risk faktörüdür. Bozulan damar duvar yapılarının da sinsice tromboza neden hazırladığını unutmamalıyız. Bu nedenle normal olmayan tüm toplardamarların yaşamımızı riske soktuğunu bilmeliyiz.
VARİSLER NASIL OLUŞMAKTADIR?
Varislerin oluşmasında en önemli faktör, değiştiremediğimiz bir özellik olan ailesel genetik geçişdir. Anne, baba ve yakın akrabada gördüğümüz damar duvar yapısındaki elastikiyetin kaybolması bir gün bizde de olacaktır. Bunun dışında, yaşam tarzımız ve kadınlarda hormonal değişikliklerle yakın ilişkilidir. Ayakta veya oturarak uzun süre hareketsiz kalmak, ağır yük taşımak, ağır sporların yapılması gibi toplar damarlarımız içinde kan basıncının artmasına ve damar duvarının gevşeyerek genişlemesine, içinde bulunan kapakların kapanma fonksiyonun bozularak kasıktan ayağa doğru tüm damar yapısının varisli hale gelmesine neden olmaktadır.
ERKEN DÖNEMDE VARİS HANGİ BELİRTİLER VERMEKTEDİR?
Venöz hipertansiyonun erken dönemi sıklıkla asemptomatiktir, yani bir şikayete neden olmaz. Varis oluşumunda temel parametre venöz tansiyon artışıdır. Diğer bir deyişle venöz hipertansiyon, damar duvarının elastikiyetini bozar. Ven kapaklarının kapanmaması damarın uzamasına sebep olurken, bu arada kılcal damarlarda mikro dolaşımın da bozulmasına neden olur. Bu dönemde ortaya çıkan bacak ağrıları, huzursuzluk, kaşıntı, kızarıklık, şişlik ve ödem hastalığın ilerlediğinin belirtileridir. Venöz yetmezliğin geç dönemlerinde hücre seviyesinde nekroz ve iyileşmeyen yaralar kendini gösterir. Bacaklarımızda ciltte belirginleşen küçük büyük herhangi bir damar gördüğümüzde gecikmeksizin hekime başvurmalı, gerekli incelemeyle hastalığın erken dönemde tanımlanıp, hastalık ilerlemeden tedavisinin gerçekleştirilmesine fırsat vermeliyiz.
VARİS KOZMETİK BİR PROBLEM MİDİR?
Şüphesiz ki, cinsiyet ayrımı olmaksızın kendine değer veren her birey hem görünümden hem de tedavinin gecikmesinden rahatsızlık duymalıdır. Ne var ki, kozmetik kaygıları olmayan ve geç safhada başvuran kişiler, estetik bir tedavi şanslarını kaçırdıkları gibi ileride kompleks bir tedavi süreci de yaşamaktadırlar. Normal şartlarda erken dönemde, basit ve kısa süreli tedavi ile ameliyatsız, kesisiz, acısız bir süreci yaşamak doğru bir yaklaşımdır.
VARİS TEDAVİSİ ZOR MUDUR?
Varis, kronik venöz yetmezliğin bir evresidir, bu nedenle tedavi doğrudan Kronik venöz yetmezliğe yönelik olmalıdır. Bu itibarla çok basit tedaviler yanında teknolojik pek çok olanakların da devreye girmesini gerektirebilir. İyi bilinmelidir ki erken safhada kalıcı ve en etkili tedaviler ve en ekonomik çözümlerle sunulurken, geç dönemlerde zor, pahallı, ve uzun süreli tedavi kaçınılmaz olacaktır.
“Kliniğimizde şu anda en çok uyguladığımız işlemlerden bir tanesi silgi lazer ile özellikle örümcek damarların estetik olarak ortadan kaldırılmasını sağlamaktadır. Bunun dışında halk arasında köpük tedavisi diye bilinen daha geniş damarlara yapılan skleroterapi enjeksiyonu, geniş damarlara endovenöz lazer veya Radyo frekans metodu ile termal koagülasyondur. Kliniğimizde yapılan işlemler günü birlik uygulama şeklinde olduğundan yataklı servis bulunmamaktadır.
Varis bir hastalık olmaktan ziyade klinik olarak bakıldığı zaman kronik venöz yetmezliğin ikinci evresini aştığını ifade eder. Kronik venöz yetmezlik olarak tarif ettiğimiz hastalıkta, •1. safhada 2 mm çapın altındaki Retiküler kılcal damarlar veya telenjiektaziler ortaya çıkar, Bu tür damarlara halk arasında örümcek damarlar adı verilir. •2. safhasında ise artık diğer damarların genişlemesi uzaması ve kıvrımlı hale gelmesi söz konusudur. •3. evresinde ise bunlara eşlik eden bacaktaki ödem, şişliklerin ortaya çıkmasıdır. •4. evrede ise ayaktaki renk değişiklikleri ile beraber birlikte ortaya çıkmasıdır. •5. evrede daha önce de ortaya çıkmış olan bir ülserin varlığıdır. •6. evrede ise ayakta yaranın ortaya çıktığı ve devam ettiği aktif ülserli olan hastalardır.
Varisi olan hastaları değerlendirirken, normal toplar damarın varise dönüşümüne neden olan yapının nereden kaynaklandığını bilmemiz gerekmektedir. Özellikle bacak seviyesinde Cilt altında seyreden Topların basıncını arttıran damar içindeki kapak yetmezliği (reflü) yukarından aşağıya doğru istikamette ise bunlar dış varis, kaslar arasında seyreden derin toplardamarlardan başlayan ve cilt altındaki toplar damarla bağlantıyı kuran perforan damardaki kapak yetmezliği (reflü) ise halk arasında iç varis olarak adlandırılır.
Varis tedavisinde ameliyat belki en son tercih edeceğimiz uygulamalardan bir tanesidir ve şu anda hasta grubumuzun önemli bir kısmı ameliyatsız tedavi edilebilmektedir. Bunun yanında, ilerlemiş ve kompleks hale gelmiş varislerde ise, cerrahi uygulama en emin seçenek olarak yerini devam ettirmektedir.
Örümcek Damarlar (spider vein) cildin üst tabakasında oluşan hasarlı küçük damar genişlemeleri olup, koyu kırmızı veya mavimsi renkli, hafif kabarık, ağ şeklinde, çizgisel veya nokta görünümdeki lezyonlarıdır. Tıbbi terminolojide Telenjiektazi olarak adlandırılır.
ÖRÜMCEK DAMARLAR NEDEN OLUŞUYOR?
Örümcek damarlar, derideki kılcal yapıların yatay düzlemdeki anormalliklerin sonucudur ve arteriyel veya venöz kökene sahip olabilir. Venöz örümcek damarları kabarık, mavi veya mor renktedir ve genellikle 1 mm ila 3 mm çapındadır. Buna karşılık, arteriyel kılcal yapılardan kaynaklananlar düzdür, pembe veya kırmızı görünür ve 0,1 mm-1,0 mm çapındadır. Bacaklarda genellikle deride yaklaşık 180 mikrometre ila 1 mm derinlikte bulunurlar ve bir besleyici damar ile retiküler dermiste bulunan genişlemiş venöz tomurcuklarından oluşurlar. Örümcek damarlarının kesin patofizyolojisi hala bilinmemektedir. Bazı teoriler, örümcek damarlarının varisli damarlardan kaynaklandığını ve kronik venöz hastalıktaki benzer kapak yetersizliği mekanizmasına ikincil olduğunu öne sürmektedir. Bir başka teori ise, derin venöz ağdaki yetersiz kapaklar, retrograd kan akışına ve sonunda küçük yüzeysel damarlarda kan birikmesine neden olur. Bunun sonucunda ortaya çıkan iltihaplanma ve lokal anoksiden kaynaklanan vasküler neojenez, küçük damarların şişmesine ve dallanmasına neden olarak örümcek benzeri bir görünüme neden olur.
ÖRÜMCEK DAMARLAR KİMLERDE GÖRÜLÜR?
Genellikle genetik yapıya bağlı olarak ebeveyninde varsa, beyaz veya buğday renkli cildi olanlarda, güneş ışınlarına maruz kalanlarda, Obez bireylerde, gebelik başta olmak üzere hormonal faktörlerden etkilenen kişilerde, uzun süreli kortizonlu krem kullananlarda, kronik alkol kullananlarda daha fazla sıklıkla görmekteyiz. Örümcek damarlar üzerine yapılan çok sayıda çalışma, çoğu yetişkinin yaşamları boyunca eninde sonunda bir tür örümcek damarı geliştireceği sonucuna varmıştır. Çalışmalarda, tipik başvuru yaşı 30 ila 50 yaş arasındadır, kadınların %80’inin, erkeklerin ise %70’inin bacaklarında örümcek damarları bulunduğunu bildirilmiştir. Özellikle gebelik (gebelik sayısı) arttıkça kadınların etkilenme olasılığının erkeklerden dört kat daha fazla olduğu görülmüştür. Erkeklerin etkilenme olasılığı daha az olmasına rağmen hastalık belirtilerinin daha ciddi olduğunu ve ilerlemiş kronik venöz hastalıktan muzdarip olma olasılıklarının daha yüksek olduğu bildirilmiştir. Örümcek damarlarının gelişme riski obeziteyle ve uzun süreli oturma veya ayakta durma gerektiren mesleklerde de artmaktadır. Topikal steroidlerin veya kadınlık hormonlarının kullanımı, düşük lifli diyetler kullanımı, sigara içimi veya travmanın örümcek damarların gelişme riskini artırdığı, önemli risk faktörleri arasında genetik ve etnik kökenin yer aldığı bildirilmiştir. Örümcek damarlarından mustarip insanların %90’ında pozitif aile öyküsü vardır. Beyaz tenli olanlar daha yüksek risk altındadır.
ÖRÜMCEK DAMARLARI OLANLARIN ŞİKAYETLERİ NELERDİR?
Örümcek damarlar ağırlıklı olarak estetik bir sorundur. Kadınlar için en fazla kaygı uyandıran kozmetik sorunun alt ekstremitedeki telenjiektaziler olduğu rapor edilmiştir. Hastaların çoğunluğunda ciddi bir tıbbi şikayet yoktur. Yakınması olanlar ise genellikle yanma, kaşıntı, ağrı, kramp veya bacak yorgunluğundan şikayetçidir. Hastalarda ayrıca varisli damarlar veya venöz egzama da dahil olmak üzere kronik venöz yetmezlik olabilir. Muayenede örümcek damarları, arteriyel veya venöz kökene bağlı olarak ince mavi, kırmızı veya mor damarlar şeklinde görülebilir.
Örümcek damarların tanısı hikaye ve basit muayene ile konulabilir. Örümcek damarların teşhisinde yararlı olabilecek laboratuvar testleri yoktur. Ancak altta yatan nedenin araştırılması, Kronik venöz yetmezlikten şüpheleniliyorsa venöz sistemin haritalandırılmasında görüntüleme çalışmaları için renkli dopler ultrason, kontrast venografi ve manyetik rezonans venografi (MRV) gerekebilir.
ÖRÜMCEK DAMARLARIN TEDAVİSİ NASIL YAPILMALIDIR?
Örümcek damarlar genellikle zararsızdır ve kozmetik nedenlerden dolayı damarların azaltılması veya ortadan kaldırılması için tedaviye başvurur. Skleroterapi, Silgi lazer tedavisi, termokoagülasyon ve mikroflebektomi veya tüm bunların kombinasyonu Örümcek damarların tedavi yöntemi olarak tercih edilir..
SKLEROTERAPİ
Telanjiyektaziler ve retiküler damarlar, damarlara sklerozan ajanların enjekte edilmesiyle yok edilebilir. Skleroterapi bacaklardaki örümcek damarlarının tedavisinde birinci basamak tedavi olarak kabul edilir. Doppler kullanılarak, lokal damar yapısı öncelikle derin, yüzeysel, besleyici ve perforan damarların tıkanma ve venöz reflü/yetersizlik açısından incelenmesi ile değerlendirilir. Anormal akışa sahip yollar belirlenir ve tedavi gerektiren hedef damarlar işaretlenir. Sıvı veya köpük olabilen sklerozan ajan, çok ince bir iğne (30 gauge) kullanılarak damar içine enjekte edilir. Ajan, damarda endotel hasarına neden olarak etki eder. Zamanla damarlar solar, emilir ve kaybolur. Ancak tedavi yeni damarların oluşmasını durdurmaz ve istenen etkiyi elde etmek için birden fazla tedavi gerekebilir. Skleroterapi, örümcek damarlarını tedavi etmenin popüler bir yöntemidir. Skleroterapini yaygın yan etkileri arasında geçici hiperpigmentasyon, ülserasyon, alerji, tromboflebit, şişlik ve ağrı yer alır.
SİLGİ LAZER TEDAVİSİ
Silgi Lazer skleroterapi için boyutları daha az olan örümcek damarlarının tedavisinde invaziv olmayan yöntemlerdir. Yüzünde örümcek damarları bulunan ve bu nedenle skleroterapiye uygun olmayan hastalar için de bir seçenektir. Sklerozan ajanlara alerjisi olan veya iğne fobisi olan hastalara da bu tedavi önerilebilir. Bu tedavinin uygunluğunu, sınırlamalarını ve yan etkilerini anlamak için lazer teorisinin temel olarak anlaşılması önemlidir. Silgi Lazer tedavisi, teknolojik olarak üstün bir cihaz aracılığıyla gerçekleştirilir ve lazerdeki fotonların enerjisini emerek hedefin ısınmasına dayanır. Silgi Lazer dalga boyu hedefi kırmızı kan hücrelerindeki demir elementine enerjisini bırakarak çevredeki dokulara zarar vermeden damarın içerden ısınması ile yok olmasını sağlar.
ÖRÜMCEK DAMARLAR TEDAVİ EDİLMEZSE NE OLUR?
Tedavi edilmeyen örümcek damarları tamamen kozmetik bir sorun olarak kalır ve herhangi bir önemli tıbbi soruna veya işlevsel bozulmaya neden olmaz. Bacakları veya yüzü etkileyen ciddi vakalarda, hastanın özgüvenini etkileyebilir ve özellikle beden bilincine sahip genç kadınlarda psikolojik sorunlara yol açabilir.
Doğal olarak yaş, cinsiyet, etnik köken ve doğum gibi risk faktörlerini değiştiremeyiz. Yapabileceklerimiz Obeziteden uzaklaşmak, sigarayı bırakmak, aktif kalmak ve hormonal ilaçlardan kaçınmak gibi önlemler olabilir. Varis çoraplarının tedaviden sonra yeni örümcek damarlarının oluşmasını önlemede faydalı olabileceği bildirilmektedir. Örümcek damar tedavisi estetik olarak değerlendirilmektedir; bu nedenle SGK veya sigorta finansmanı sınırlıdır. Tedaviyi yapan hekimler, hastayla herhangi bir tedavi planının amaçları, riskleri ve faydaları ile cebinden çıkan maliyetler hakkında dürüst ve samimi bir açıklama yapmalı ve hastanın bilinçli bir karar vermesine izin vermelidir.
Damar Hastalıkları tanı ve tedavisinde uzun yıllar içerisinde edindiğim bilgi ve deneyimimi sunmak üzere, yeni bir gelişim sürecini muayenehane çatısı altında Samsun Varis Kliniği olarak yürütme kararı aldım. Yatırılması gerekmeyen hastalarımın tedavi işlemlerimi mevcut muayenehanemde gerçekleştirirken, diğer hastalarımı yataklı kliniklerde tedavi etmekteyim.
Toplar damar hastalıklarının genel olarak (Venöz Hipertansiyon ve Vasküler Malformasyon) başlığı altında toplandığını ifade ederken, her bir hastanın kendine özgü anatomik, histopatolojik ve fizyopatolojik kök nedenlerinin olduğunu tecrübe ve müşahede ettim. Hastalarımın yakınmaları ve muayene bulguları olarak ortaya çıkan problemlerin çözümünde belirlenecek kök nedenleri dikkate alarak tedavinin çeşitlendirilmesi ve şekillendirilmesi gerektiğinin bilincindeyim.
Damar hastalıklarını ele aldığımızda fonksiyonelliğin mutlaka insanın kendine verdiği bir değer olarak estetik beklentilerle bütünleştirilmesi, tedavi süreçlerinden hem hasta hem de hekim memnuniyetinin vaz geçilemez bir duygu olduğunu hissederek mesleğimi sürdüreceğim.
Sağlık ve sevgi ile kalınız. Prof. Dr. Ferşat Kolbakır